Giriş
Türkiye-AB ilişkisi; 1963 Ankara Anlaşması ve 1995 Gümrük Birliği Kararı temelinde kurulmuş, özel bir hukuki çerçeveye dayanmaktadır. Türkiye, AB üyesi olmamakla birlikte; gümrük birliği kapsamında AB iç pazarının bir parçasıdır ve Ankara Anlaşması çerçevesinde Türk vatandaşları ve şirketleri AB ülkelerinde belirli haklara sahiptir.1
Bu çalışma; Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (ABAD) son on yıllık içtihadında Türkiye'yi ilgilendiren önemli kararları sistematik biçimde tarayarak; (i) Soysal kararının vize muafiyeti yönündeki etkisinin yeterince içselleştirilmediği iddiasını test eder, (ii) Demirkan ve Tetik kararlarının doğrudan etkililiği konusunu ele alır, (iii) Türkiye'nin AB iç pazarındaki gümrük ve vergi uygulamalarının ABAD denetimi karşısındaki konumunu değerlendirir.
I. Ankara Anlaşması'nın Hukuki Çerçevesi
A. 1963 Ankara Anlaşması
1963 yılında Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan Ankara Anlaşması; Türkiye-AB ilişkisinin temel hukuki dokümanıdır. Anlaşma; üç aşamalı bir ortaklığı öngörmüş ve hedef olarak Gümrük Birliği'ne geçişi belirlemiştir. 1970 yılında imzalanan Katma Protokol ile bu hedefler somutlaştırılmıştır.
B. 1995 Gümrük Birliği Kararı
1995 yılında Ortaklık Konseyi 1/95 sayılı Kararı ile Gümrük Birliği başlatılmıştır. Bu Karar; Türkiye'nin AB iç pazarının önemli bir bölümüne (sanayi ürünleri ve işlenmiş tarım ürünleri) entegrasyonunu sağlamıştır. Hizmetler ve kişisel hareket; Gümrük Birliği'nin kapsamı dışındadır.2
C. Asosiasyon Konseyi Kararları
Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin bazı kararları (özellikle 1/80, 2/76 ve 1/95 sayılı kararlar); ABAD içtihadına göre AB hukukunun bir parçası olarak değerlendirilmekte ve doğrudan etkili olabilmektedir.
II. ABAD'ın Türkiye'ye İlişkin Temel Kararları
A. Soysal kararı (C-228/06)
ABAD'ın 2009 yılında verdiği Soysal kararı; Türk hizmet sağlayıcılarının AB üye devletlerinde belirli koşullar altında vize muafiyetine sahip olduğunu kabul etmiştir. Karara göre, Katma Protokol'ün 41(1) maddesindeki "standstill" hükmü; AB üye devletlerinin Katma Protokol'ün yürürlüğe girdiği tarihten sonra Türk hizmet sağlayıcılarına yeni vize zorunluluğu getiremeyeceğini düzenler.3
"Katma Protokol m. 41(1) hükmü; Türkiye ile bir üye devlet arasında hizmetlerin serbest dolaşımına yeni sınırlama getirilmesini yasaklar. Bu yasak; doğrudan etkili olup ulusal mahkemelerce uygulanmalıdır."
B. Demirkan kararı (C-221/11)
ABAD'ın 2013 yılında verdiği Demirkan kararı; Soysal kararının kapsamını sınırlandırmıştır. Demirkan kararına göre; pasif hizmet alımı (örneğin turist olarak ziyaret) Katma Protokol m. 41(1) kapsamında değildir; sadece aktif hizmet sağlama bu kapsamdadır.
C. Tetik kararı (C-485/07)
Tetik kararı; Türk işçilerin AB üye devletlerinde kalıcılık koşullarını ele almaktadır. Karara göre; Türk işçi statüsünün korunması için iş arama döneminin "makul" olması yeterli olup, kesin bir azami sınır söz konusu değildir.
III. Türk Hukukundaki Yansımalar — Doğrudan Etkililik
A. Ankara Anlaşması'nın doğrudan etkililiği
ABAD'ın hâkim içtihadına göre; Ankara Anlaşması ve eklerinin bazı hükümleri (örneğin standstill hükmü) doğrudan etkilidir ve hem AB üye devletlerinin hem de Türkiye'nin ulusal mahkemelerinde doğrudan uygulanabilir. Bu durum; AB üye devletlerinde Türk vatandaşları lehine bir koruma alanı yaratır.4
B. Türk yargısı pratiği
Türk Yargıtay ve Danıştay'ı; ABAD kararlarını "ilham verici" olarak değerlendirmekle birlikte, doğrudan bağlayıcı olarak kabul etmemektedir. Bu yaklaşım; AB üye devlet mahkemelerinin ABAD kararlarına bağlılığından farklı bir hukuki konumu yansıtır.
C. AYM'nin yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında, Ankara Anlaşması'nın doğrudan etkili olabileceğine ilişkin işaretler mevcuttur. Ancak bu yaklaşımın sistematik olarak yerleşip yerleşmediği henüz net değildir.
IV. Vize Muafiyetinin Pratik Uygulanmasındaki Engeller
A. AB üye devletlerinin uygulamadaki direnci
Soysal kararının verilmesinden 17 yıl sonra dahi; AB üye devletleri Türk hizmet sağlayıcılarının vize muafiyeti haklarını uygulamada zorluklarla yüzleşmektedir. Vize başvurularının reddedilmesi, "hizmet sağlayıcı" sıfatının dar yorumlanması ve idari engeller; pratik kullanımı sınırlamaktadır.
B. Standstill hükmünün operasyonel sorunları
Standstill hükmünün; hangi tarihten itibaren yürürlükte olduğu, hangi türden vize zorunluluklarını kapsadığı ve istisnaların nasıl yorumlanması gerektiği; uygulamada önemli sorunlar üretmektedir.5
C. AB'de adres tespit zorlukları
Vize muafiyetinden yararlanmak isteyen Türk hizmet sağlayıcıları; AB üye devlet idarelerinin doğru yerlerine başvurma, başvurularını destekleyen belgeleri uygun formatta sunma ve red kararlarına karşı etkin başvuru yolu bulma konularında zorluklarla karşılaşmaktadırlar.
Sonuç
ABAD'ın son on yıllık içtihadı; Türkiye-AB ilişkisinin hukuki çerçevesini önemli ölçüde geliştirmiştir. Soysal kararı; Türk hizmet sağlayıcılarının vize muafiyeti hakkını teorik düzeyde tanımış olmakla birlikte, pratik kullanımı önündeki engeller sistematik olarak ele alınmamıştır. Doktrinin; ABAD kararlarının Türk hukukundaki etkilerini sistematik biçimde inceleyerek, Türk vatandaşları ve şirketlerinin haklarının kullanımına ilişkin pratik bir rehber oluşturması; hem akademik hem de uygulamacı katkı açısından zorunlu bir görev olarak görünmektedir.