Giriş
Çek, Türk hukuk sisteminde hem bir ödeme aracı hem de bir kıymetli evrak olarak ikili bir niteliğe sahiptir. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 796 vd. hükümleri çek üzerindeki temel düzenlemeyi yaparken; 5941 sayılı Çek Kanunu, karşılıksız çek bakımından hem hukuki hem de cezai sonuçları belirleyen özel bir rejim getirmiştir. İki düzenleme arasındaki ilişkinin teknik karmaşıklığı, uygulamada ciddi gerilimlere ve içtihadi tutarsızlıklara yol açmaktadır.1
Bu çalışma, çekte ibraz süresi (TTK m. 814 ve devamı) ile karşılığın doğmamasının (5941 sayılı Kanun m. 5) hukuki sonuçları arasındaki ilişkiyi sistematik biçimde ele almakta; doktrindeki tartışmaları ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin son beş yıllık içtihadını birlikte değerlendirmektedir.
I. İbraz Süresinin Hukuki Niteliği
A. TTK çerçevesinde ibraz süresi
TTK m. 814 uyarınca; "Bir çek, görüldüğünde ödenir" ve aksi yöndeki her türlü kayıt yazılmamış sayılır. Aynı hükmün ikinci fıkrası, ibraz süresini belirlemektedir: ülke içinde keşide edilip ülke içinde ödenecek çek bir ay, ülke dışında keşide edilip ülke içinde ödenecek çek üç ay, başka kıtalar arasında üç ay içinde ibraz edilmelidir.2
B. İbraz süresinin niteliği — hak düşürücü mü zamanaşımı mı?
Doktrinde uzun süre tartışılan bir soru; ibraz süresinin hak düşürücü bir süre mi yoksa zamanaşımı mı olduğu sorusudur. Hâkim görüş, ibraz süresinin "hak düşürücü süre" olduğu yönündedir. Bu nitelendirme, sürenin kesilemeyeceği, durmayacağı ve re'sen göz önünde bulundurulacağı sonucunu doğurur.
II. Karşılıksız Çek Rejimi — 5941 Sayılı Kanun
A. Hukuki sonuçlar
5941 sayılı Çek Kanunu m. 3 hükmü; karşılıksız çek hamiline, çekin sunulduğu muhatap bankaya çekin karşılıksız olduğunu tespit ettirme yükümlülüğü getirmektedir. Bu tespit yapıldıktan sonra çek hamili, hem keşideciden hem de cirantalardan alacak talep edebilir.
B. Cezai sonuçlar
5941 sayılı Kanun m. 5 hükmü, karşılıksız çek keşide etme eylemini suç olarak düzenlemektedir. Suçun maddi unsuru; çekin ibraz edildiği tarihte muhatap bankada karşılığının bulunmaması veya bulunmamasına rağmen çekin ödenmemiş olmasıdır. Manevi unsuru; "kasten" ifadesiyle belirlenmiştir.3
III. İbraz Süresi ile Karşılıksız Çek Rejimi Arasındaki Çatışma
A. İbraz süresi geçtikten sonra muhataba ibraz
İbraz süresinin geçmesinden sonra muhatap bankaya ibraz edilen çekin durumu, uygulamada belirsizliklerle doludur. Bazı görüşler, ibraz süresi geçmiş olsa dahi muhatap bankanın karşılıksızlık tespiti yapabileceğini ileri sürerken; başka görüşler, ibraz süresinin geçmesiyle hukuki ve cezai sorumlulukların doğmayacağını kabul etmektedir.4
B. Yargıtay 11. HD'nin yaklaşımı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin son beş yıllık içtihadı, bu konuda bir tutum geliştirmiştir. Daire, ibraz süresinin geçmesinden sonra dahi çekin karşılığının bulunmaması halinde keşidecinin hukuki sorumluluğunun devam ettiğini; ancak müracaat hakkının cirantalara karşı sınırlanabileceğini kabul etmektedir.5
"İbraz süresinin geçmesi, çek alacağının doğmasını engellemez; ancak müracaat hakkının cirantalara karşı kullanılmasını sınırlandırır. Keşideciye karşı alacak hakkı, genel zamanaşımı süresi içinde geçerliliğini korur."
C. Cezai sorumluluğun ibraz süresinden bağımsızlığı
5941 sayılı Kanun m. 5'teki suçun manevi unsurunun "kasten karşılıksız çek keşide etmek" olduğu kabul edildiğinde; ibraz süresinin geçmesinin suçu ortadan kaldırmadığı tartışmasızdır. Bu, hukuki ve cezai sonuçların ayrılığını gösterir.
IV. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar
A. Banka uygulamalarındaki tutarsızlık
İbraz süresinin geçmesi halinde muhatap bankaların uygulamaları arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bazı bankalar bu durumda karşılıksızlık tespiti yapmazken, diğerleri "ibraz süresi dışında karşılıksız" şerhli tespit düzenlemektedir.
B. Hamil-keşideci ilişkisinde mahkeme tutumu
Hamilin keşideciye karşı açtığı alacak davalarında, ibraz süresinin geçmesi savunmasına mahkemelerin yaklaşımları farklılaşmaktadır. Bu durum, davacının pratik konumunu belirsizleştirmektedir.
C. Cezai yargılamada ibraz süresinin etkisi
Sulh ceza mahkemelerinin ibraz süresinin geçmesi savunmasına yaklaşımları da değişkendir. Bazı mahkemeler, ibraz süresinin geçmesini suç oluşturma açısından bir engel saymakta; diğerleri ise saymamaktadır.
V. İki Sütunlu Yorum Çerçevesi Önerisi
Mevcut belirsizliği gidermek için "hukuki ve cezai sonuçların ayrılığı" temelli iki sütunlu bir yorum çerçevesi önerilmektedir:
A. Hukuki sütun
İbraz süresinin geçmesi, çek alacağının kendisini ortadan kaldırmaz. Keşideciye karşı alacak hakkı, 10 yıllık genel zamanaşımı içinde geçerliliğini korur. Cirantalara karşı müracaat hakkı, ibraz süresi içinde kullanılmamışsa düşer.
B. Cezai sütun
5941 sayılı Kanun m. 5'teki suç; ibraz süresi içinde olsun olmasın, karşılıksız çek keşide etme eyleminin kasten gerçekleştirilmesi ile oluşur. İbraz süresinin geçmesi, suçun unsurlarını etkilemez; ancak ispat ve takdir takdirinde değerlendirilebilir.
Sonuç
TTK ile 5941 sayılı Çek Kanunu arasındaki ilişki, ibraz süresinin geçmesinin hem hukuki hem cezai sonuçlarda farklı işleyişler üreteceği temelinde yeniden ele alınmalıdır. Önerilen iki sütunlu çerçeve; iki rejimi birbirine karıştırmadan, her birinin kendi mantık çizgisi içinde işlemesini sağlar. Yargıtay 11. HD'nin son dönem içtihadı bu çerçeveyle uyumlu olmakla birlikte, doktrinin bu sistematize çerçeveyi içselleştirerek uygulamayı yönlendirmesi gerekmektedir.