Giriş

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), Türk çevre hukukunun en önemli idari araçlarından biri olarak kabul edilmektedir. 2872 sayılı Çevre Kanunu m. 10 hükmü ve ÇED Yönetmeliği çerçevesinde uygulanan kurum; çevreyi etkileyebilecek faaliyetlerin önceden değerlendirilmesini ve kamu yararı ile çevre korumasının dengelenmesini sağlamayı amaçlamaktadır.1

Bu çalışma; (i) Danıştay 14. Dairesi'nin son beş yıllık içtihadında ÇED kararlarının yargısal denetiminin sınırlarını sistematize eder, (ii) "bilirkişi raporu" ve "ÇED raporu" arasındaki ilişkiyi ele alır, (iii) Aarhus Sözleşmesi'nin Türk idari yargı pratiğine yansımalarını tartışır.

I. ÇED'in Hukuki Çerçevesi

A. Çevre Kanunu m. 10 ve ÇED Yönetmeliği

Çevre Kanunu m. 10 hükmü; "Gerçekleştirmeyi planladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, çevresel etki değerlendirmesi raporu hazırlamakla yükümlüdürler" demektedir. ÇED Yönetmeliği; bu hükmün uygulanmasının teknik çerçevesini ortaya koyar.

B. ÇED süreci ve kararlar

ÇED süreci; (i) proje sahibinin başvurusu, (ii) seçme-eleme kriterleri uygulaması, (iii) kapsam belirleme, (iv) ÇED raporu hazırlama, (v) halkın katılımı toplantısı, (vi) Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın değerlendirmesi ve (vii) "ÇED Olumlu" veya "ÇED Olumsuz" kararı şeklinde işlemektedir.2

C. Yargısal denetim olanağı

ÇED Olumlu kararları idari işlem niteliğindedir ve İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) çerçevesinde iptal davasının konusu olabilir. Davaları açma hakkı; çevreyi etkileyebilecek faaliyetten doğrudan etkilenen kişiler, yörede yaşayanlar, çevre dernekleri ve barolar tarafından kullanılabilir.

II. Yargısal Denetimin Sınırları

A. Hâkimin teknik konularda yetkisi

ÇED raporları; teknik bir uzmanlık gerektiren değerlendirmeler içerir. İdari hâkimin bu teknik değerlendirmeleri ne ölçüde yeniden inceleyebileceği; doktrinde tartışmalıdır. Mahkemenin teknik konularda kendi takdir yetkisini kullanması yerine, bilirkişi raporlarına başvurması yaygın bir uygulamadır.3

B. "Hâkimliğe geçmek" kuralı

İdari hâkim, idarenin takdir yetkisinin kullanılma sınırlarını ve gerekçelerin yeterliliğini denetler; ancak idarenin yerine geçerek karar veremez. ÇED raporlarının değerlendirilmesinde bu kuralın nasıl uygulanacağı; uygulamada önemli tartışmalara yol açmaktadır.

"İdari hâkim, idarenin teknik değerlendirmesinin somut olgular üzerinden makul olup olmadığını denetler; ancak idarenin teknik takdir yetkisini ikame edemez."

— Danıştay 14. D., E. 2022/8421, K. 2023/4502, T. 18.05.2023.

C. Bilirkişi raporu ve ÇED raporu arasındaki ilişki

Mahkemenin aldığı bilirkişi raporu; ÇED raporunun teknik içeriğini denetlemek üzere kullanılır. Bilirkişi raporunun ÇED raporunu çelişkili bulması; ÇED Olumlu kararının iptaline yol açabilir. Ancak bilirkişi raporunun ÇED raporunu yerine geçtirilmesi; idari yargılama mantığı açısından sakıncalıdır.

III. Aarhus Sözleşmesi ve Türk Hukukundaki Yansımalar

A. Aarhus Sözleşmesi'nin üç sütunu

Türkiye'nin 1998 yılında imzaladığı Aarhus Sözleşmesi; (i) çevresel bilgiye erişim, (ii) halkın karara katılımı ve (iii) adalete erişim haklarından oluşan üç sütunlu bir çerçeve oluşturur. Türkiye, Aarhus Sözleşmesi'nin onay süreci tamamlanmadığı için sözleşmenin doğrudan uygulanması söz konusu değildir.4

B. AB üyelik perspektifi

AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlaması durumunda Aarhus Sözleşmesi'nin Türk hukukuna entegrasyonu kritik bir adım olarak görünmektedir. AB'nin Aarhus Sözleşmesi'ne taraf olması; sözleşmenin AB acquis'inin bir parçası olduğu anlamına gelir.

C. İçtihatlarda Aarhus etkisi

Aarhus Sözleşmesi henüz onaylanmamış olsa dahi; Danıştay'ın bazı kararları, çevresel davalarda davacı sıfatının geniş yorumlanması yönünde sözleşmenin felsefesini yansıtmaktadır.

IV. Dava Açma Hakkının Kapsamı

A. "Menfaati ihlal edilen" ölçütü

İYUK m. 2 uyarınca iptal davası açabilmek için "menfaatin ihlal edilmiş olması" gerekir. Çevresel davalarda bu ölçütün nasıl yorumlanacağı; özellikle yöre sakini olmayan ancak çevreyi etkileyebilecek faaliyetten dolaylı etkilenen kişiler için tartışmalıdır.5

B. Çevre dernekleri ve baroların dava açma hakkı

Çevre koruma dernekleri ve baroların ÇED kararlarına karşı dava açma yetkisi; "kamu yararı" gerekçesiyle Danıştay tarafından kabul edilmektedir. Bu yaklaşım; Aarhus felsefesiyle uyumludur.

Sonuç

ÇED raporlarının yargısal denetimi; çevre hukukunun en kritik kesişim alanlarından biridir. Danıştay 14. Dairesi'nin son beş yıllık içtihadı; teknik denetim ile idari takdir yetkisi arasındaki dengenin kurulmasında önemli bir doktriner zemin oluşturmuştur. Aarhus Sözleşmesi'nin onaylanması ve Türk hukukuna entegrasyonu; hem çevresel demokrasinin güçlendirilmesi hem de uluslararası uyum açısından kritik öneme sahiptir. ÇED süreçlerinin yargısal denetiminde; hâkimin teknik konularda kendi takdir yetkisini kullanması yerine bilirkişi raporlarına başvurma yöntemi, doğru bir yargılama mantığını yansıtmakla birlikte; bilirkişi seçiminde tarafsızlık ve uzmanlık ölçütlerinin somut olarak gözetilmesi gerekmektedir.