Giriş
2019 yılında Hollanda Yüksek Mahkemesi'nin Urgenda kararıyla başlayan iklim davaları dalgası; dünyada idari yargı pratiğinde köklü bir dönüşümün öncüsü olmuştur. Bu kararla; iklim koruma yükümlülüğünün insan hakları çerçevesinde değerlendirilebileceği ve devletin iklim politikası tercihlerinin yargısal denetime tabi olabileceği kabul edilmiştir.1
Bu çalışma; uluslararası iklim davaları korpusunu sistematize eder, Türk idari yargısında iklim politikası davalarının hukuki nitelendirilme sorununu ele alır ve "menfaat ihlali" ile "kamu yararı" kıstaslarının iklim davalarındaki uygulanmasını analiz eder.
I. Urgenda Kararı ve Uluslararası Korpus
A. Urgenda v. Hollanda
Hollanda Yüksek Mahkemesi'nin 20.12.2019 tarihli Urgenda kararı; hükümetin iklim politikasının yetersiz olduğunu, bunun AİHS m. 2 (yaşam hakkı) ve m. 8 (özel hayat) ile çatıştığını kabul etmiştir. Karara göre; devlet, sera gazı azaltımı için somut tedbirler almakla yükümlüdür.2
B. Sonraki içtihatlar
Urgenda kararını izleyen yıllarda; benzer iklim davaları Almanya, Fransa, İrlanda, Belçika ve Birleşik Krallık'ta da açılmış ve ulusal mahkemeler tarafından kabul edilmiştir. Bu davalar; iklim politikasının yargısal denetiminin uluslararası standart haline geldiğini gösterir.
"Devletin iklim koruma yükümlülüğü; soyut bir siyasi tercih değildir. İnsan hakları çerçevesinde somutlaşan bir hukuki yükümlülüktür."
II. Türk İdari Yargısında İklim Davaları
A. Mevcut durum
Türk idari yargı pratiğinde; iklim politikası odaklı davaların artan bir biçimde gündeme geldiği görülmektedir. Çevre sivil toplum örgütleri tarafından açılan davalar; iklim politikasının yargısal denetiminin mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getirir.3
B. Davacı sıfatı sorunu
İklim davalarında "menfaat ihlali" kıstası; klasik anlamda dar yorumlandığında, sivil toplum örgütlerinin davacı sıfatı tartışmalı hale gelir. Bu sorunun çözümü; "kamu yararı" kıstasının uygulanmasıyla ilgilidir.
C. Hukuki nitelendirme
İklim davaları; klasik idari işlem iptali davası çerçevesine sığmamakta; bunun yerine "hak temelli" bir nitelendirme gerektirmektedir. Bu nitelendirme; iklim koruma yükümlülüğünün insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesini içerir.
III. "Hak Temelli" Nitelendirme Önerisi
A. İnsan hakları çerçevesi
İklim koruma yükümlülüğü; AİHS m. 2 (yaşam hakkı) ve m. 8 (özel hayat) çerçevesinde değerlendirilebilir. Bu yaklaşım; iklim politikasının yargısal denetimini meşrulaştırır.4
B. Anayasal temel
Türk Anayasası m. 56 (sağlıklı çevrede yaşama hakkı); iklim koruma yükümlülüğünün anayasal temelini oluşturur. Bu hak; devletin iklim politikasının yargısal denetiminin meşru zeminini kurar.
Sonuç
İklim davalarının Türk idari yargısındaki hukuki nitelendirilmesi; "hak temelli" bir yaklaşım gerektirir. Anayasanın 56. maddesi ve AİHS m. 2 ve 8'in birlikte yorumlanması; iklim politikasının yargısal denetiminin meşru zeminini oluşturur. Türk idari yargısının; Urgenda kararı ve sonrasında gelişen uluslararası korpusla uyumlu bir doktriner çerçeve geliştirmesi; gerek anayasal hak korumasının güçlendirilmesi gerek uluslararası gelişmelere uyum açısından kritik öneme sahiptir.