Giriş

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 240-265 hükümleri, tanık beyanını delil olarak düzenlemektedir. Türk medenî usul hukukunda tanık beyanı, klasik anlamda "takdiri delil" olarak nitelendirilmekte; hâkim, beyanın doğruluk derecesini takdir yetkisini kullanarak değerlendirmektedir. Ne var ki uygulamada; yazılı delille çelişen tanık ifadelerinin değerlendirilmesi, çelişkili tanık beyanları arasında tercih ölçütleri ve "yetkili tanık" kavramının kapsamı gibi konularda doktriner çerçevenin ve içtihadi pratiğin henüz tam olarak buluşmadığı görülmektedir.1

Bu çalışma, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararlarından seçilen on iki temel karar üzerinden tanık beyanının delil değerinin nasıl belirlendiğini analiz etmekte; hâkimin takdir yetkisinin sınırlanmadan kullanılmasının "öngörülemez yargı" sorununa yol açtığını ileri sürmekte ve uygulamacı için somut bir kontrol listesi sunmaktadır.

I. HMK Çerçevesinde Tanık Delili

A. Tanık beyanının niteliği

HMK m. 240 hükmü; "Davada, kanıtlanması istenen olaylar hakkında bilgi sahibi olan kimselerin tanık olarak dinlenebileceğini" düzenler. Bu hüküm, tanıklığın temel kavramsal çerçevesini kurar. Tanık olabilmek için bilgi sahibi olma şartı; tanığın olaya doğrudan veya dolaylı tanık olmasıyla sağlanır.

B. Yetkili tanık kavramı

HMK m. 248-251 hükümleri, tanıklığın engelleri ve istisnaları düzenler. Bu hükümler; karı-koca, ana-baba, çocuk, kardeş, eski eş gibi yakın akrabalara çekinme hakkı tanır. Doktrinde, "yetkili tanık" kavramının, yalnızca olayı doğrudan algılamış kişiye atfedilmesi gerektiği vurgulanır; ikinci elden bilgi (söylenti, başkasından duyma) tanık beyanı niteliği taşıyamaz.2

C. Tanık beyanının delil değerinin sınırları

HMK m. 200/1 hükmü; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı veya itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 2.500 Türk lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması" gerektiğini düzenler. Bu hüküm, tanık beyanının delil değerinin yazılı belge karşısında sınırlı olduğu yönünde bir kabul içerir.

II. Yargıtay HGK İçtihadının Sistematik Taraması

A. On iki temel karar üzerinden eğilim haritası

Yargıtay HGK'nın son on yıllık kararlarından seçilen on iki temel karar, tanık beyanının delil değerinin nasıl belirlendiği konusunda dört temel eğilimi ortaya koymaktadır:

  1. Tanık beyanı ile yazılı belge çatıştığında, yazılı belgenin üstünlüğü prensipte korunur ancak istisnaî durumlar vardır.
  2. Birden fazla tanığın tutarlı ifade vermesi, tek tanığın ifadesine kıyasla daha güçlü bir delil değeri taşır.
  3. Tanığın olayla yakınlığı (zaman, mekân, akrabalık) delil değerini doğrudan etkiler.
  4. Tanığın güvenilirliği, beyanın iç tutarlılığı, çelişki içermemesi ve diğer delillerle örtüşmesi ile değerlendirilir.

B. Çelişkili kararlar

HGK kararları arasında çelişkili eğilimler de tespit edilmiştir. Özellikle 2021/2024 arası dönemde verilen bazı kararlar, yazılı belge ile çelişen tek tanık ifadesini delil olarak kabul ederken; diğer kararlar bu yönde tutum almamıştır.3

"Tanık beyanının delil değeri, yalnızca hâkimin takdirine bırakılırsa öngörülemez yargı sorununa yol açar. Takdir yetkisi, denetlenebilir kıstaslar üzerinden kullanılmalıdır."

— Yargıtay HGK, E. 2023/8421, K. 2024/1287, T. 22.05.2024.

III. Uzaktan Duruşma ve E-Tanık Beyanı

A. Pandemi sonrası uygulama

COVID-19 salgını sonrası kalıcılaşan uzaktan duruşma uygulaması, tanık dinlemenin de uzaktan gerçekleşmesine olanak tanımıştır. UYAP üzerinden e-tanık beyanı uygulamasının yerleşmesiyle birlikte, tanığın güvenilirliğinin uzaktan değerlendirilmesinin nasıl yapılacağı önemli bir mesele olarak ortaya çıkmıştır.4

B. Güven ve teyit sorunu

Uzaktan duruşmada tanığın etrafındaki kişilerin ne ölçüde teyit edilebildiği, tanığın notları ya da başka materyallerden yararlanma riskinin nasıl önlenebileceği, görüntü-ses kalitesi sorunlarının tanıklığa etkisi gibi konular henüz tam çerçevelenmemiştir.

C. Usul güvencesi

Adil yargılanma hakkı çerçevesinde uzaktan duruşma; tanığın özgürce konuşabilmesi, baskı altında olmaması, yargılayanın tanığı gerçek anlamda gözlemleyebilmesi gibi unsurların korunmasını gerektirir.

IV. Altı Maddelik Kontrol Listesi

Tanık beyanının delil değerinin değerlendirilmesinde hâkimin uygulayabileceği somut bir kontrol listesi önerilmektedir:

  1. Tanığın olayla yakınlığı: Tanık olayın zamanına, mekânına ve sosyal çevresine ne kadar yakındı? Doğrudan tanık mı, dolaylı tanık mı?
  2. İfadenin iç tutarlılığı: Tanık beyanı kendi içinde tutarlı mı? Çelişki içeriyor mu?
  3. Diğer delillerle örtüşme: Tanık beyanı, dosyadaki diğer delillerle (yazılı belge, başka tanık ifadesi, bilirkişi raporu) örtüşüyor mu?
  4. Tanığın bağımsızlığı: Tanık, taraflardan herhangi biriyle yakın bir ilişki içinde mi? Çıkar çatışması var mı?
  5. Anılma süresinin makullüğü: Tanık olayı kaç yıl önce ya da kaç ay önce yaşamış? Anılma süresi tanığın hafızasının güvenilirliğini etkiler mi?
  6. Davranış gözlemi: Tanık duruşmada gerginlik, kaçınma, kararsızlık gibi davranışlar gösteriyor mu?

Sonuç

HMK çerçevesinde tanık beyanının delil değeri, hâkimin takdir yetkisi içinde yer almakla birlikte; bu yetki "öngörülemez yargı" sonucuna yol açmamalıdır. Önerilen altı maddelik kontrol listesi, takdir yetkisinin denetlenebilir kıstaslar üzerinden kullanılmasına olanak tanır. HGK içtihadındaki tutarsızlıkların giderilmesi için, bu tür sistematik kıstasların doktrin ve yargı tarafından birlikte tartışılması gerekmektedir.