Giriş

Türk hukukunda boşanma sonrası velayet; uzun süre tek-velayet modeline dayanmıştır. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 336-351 hükümleri; tek-velayetin temel rejim olduğunu örtük biçimde varsaymakta; ortak velayet bir istisna olarak değerlendirilmekteydi.1

Anayasa Mahkemesi'nin 2017 tarihli kararı; ortak velayet uygulamasının AİHS m. 8 uyumlu bir Türk hukuku yorumunun mümkün olduğunu açıkça kabul etmiş; bu karar sonrası yargı pratiği önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu çalışma; AYM kararının önündeki ve sonrasındaki ortak velayet pratiğini sistematik biçimde karşılaştırır.

I. Klasik Tek-Velayet Modeli

A. TMK m. 336 hükmü

TMK m. 336 hükmü; boşanma davasında çocukların velayetinin "anne veya babaya" verilmesini düzenler. Hükmün lafzı; tek velayetin temel rejim olduğu yorumuna açıkça müsaittir.

B. Hâkimin takdir yetkisi

Hâkim; velayetin hangi anne-babaya verileceğine, çocuğun yararını gözeterek karar verir. Çocuğun yaşı, anne-babanın yaşam koşulları, çalışma durumu ve eğitim seviyesi gibi unsurlar; bu takdirde dikkate alınır.2

C. Diğer tarafın hakları

Velayet kendisine verilmeyen tarafın; çocuk ile şahsi ilişki kurma hakkı bulunur. TMK m. 323-324 hükümleri; şahsi ilişki hakkının düzenlenmesini öngörür.

II. AYM'nin 2017 Tarihli Kararı

A. Karara konu olay

AYM'nin 2017 tarihli kararına konu olayda; başvurucu, kendisine velayet verilmemesinin AİHS m. 8 (özel ve aile hayatı) hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. AYM; bu başvuruda ortak velayet uygulamasının Türk hukukunda mümkün olabileceğini açıkça kabul etmiştir.3

"Boşanma sonrası velayetin tek bir tarafa verilmesi; mutlak bir kural değildir. Çocuğun yararı, ortak velayetin somut olayda daha uygun olduğunu gösteriyorsa; ortak velayet uygulanabilir."

— AYM, B. No. 2014/4923, 20.07.2017, § 73.

B. Kararın hukuki etkisi

AYM kararı; Türk hukukunda ortak velayetin tek-velayet ile aynı düzeyde meşru bir seçenek olduğu yorumuna kapı açmıştır. Bu karar; Türk yargı pratiğinde önemli bir dönüşümün motoru olmuştur.

III. Yargıtay 2. HD'nin Son Beş Yıllık Yaklaşımı

A. 2018-2020: Geçiş dönemi

2018-2020 döneminde Yargıtay 2. HD; AYM kararı sonrası ortak velayet uygulamasını kabul etmekle birlikte, dar koşullarda uygulamayı tercih etmiştir. Daire; ortak velayetin uygulanması için tarafların açıkça anlaşması ve çocuğun yararının somut olarak gösterilmesini şart koşmuştur.

B. 2021-2023: Yaygınlaşma

2021-2023 döneminde Daire'nin yaklaşımı; ortak velayetin daha sık uygulandığı bir döneme dönüşmüştür. Tarafların anlaşmasının yanında; çocuğun yararının ortak velayet ile daha iyi karşılanacağı durumlarda ortak velayet kararları verilmiştir.4

C. 2024 sonrası: Konsolidasyon

2024 sonrasında; ortak velayet artık Türk yargı pratiğinde istisna olmaktan çıkmış; eşdeğer bir seçenek olarak yerleşmiştir. Ne var ki uygulamanın somut kıstasları henüz tam olarak netleşmemiştir.

IV. "Çocuğun Yararı" İlkesinin Somut Belirleyicileri

A. Ana-babanın işbirliği kapasitesi

Ortak velayetin başarılı uygulanması için; ana-babanın çocuğun yetiştirilmesinde işbirliği yapma kapasitesi gerekir. İşbirliği kapasitesinin somut göstergeleri; tarafların ilişki geçmişi, iletişim biçimi ve karşılıklı saygı düzeyidir.

B. Çocuğun yaşı ve tercihi

Çocuğun yaşı; ortak velayetin uygulanabilirliğini etkileyen önemli bir kıstastır. Çocuk 12 yaşını doldurmuşsa; tercihi de dikkate alınır. Daha küçük çocuklarda; istikrar açısından tek velayet tercih edilebilir.5

C. Eğitim sürekliliği

Çocuğun eğitim sürekliliği; ortak velayetin pratik uygulanabilirliğini etkileyen bir kıstastır. Ana-babanın farklı şehirlerde yaşaması; ortak velayet uygulamasını güçleştirebilir.

Sonuç

AYM'nin 2017 kararı; Türk hukukunda ortak velayet uygulamasının önünü açmıştır. Yargıtay 2. HD'nin son beş yıllık içtihadı; ortak velayetin istisna olmaktan çıkıp eşdeğer bir seçeneğe dönüşmesini sağlamıştır. Ancak ortak velayet; salt taraf isteğine dayalı bir hak olarak uygulanmamalıdır. "Çocuğun yararı" ilkesinin somut belirleyicileri — ana-babanın işbirliği kapasitesi, çocuğun yaşı ve tercihi, eğitim sürekliliği — her olayda titizlikle değerlendirilmelidir. Doktrinin bu kıstasları sistematik biçimde geliştirmesi; uygulamadaki öngörülebilirliği artıracaktır.