Giriş

Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 138 hükmü; "aşırı edim güçlüğü" (excessive onerosity) halinde sözleşmenin hâkim tarafından uyarlanmasını veya feshini öngörür. 2011 yılında TBK'ya eklenen bu hüküm; klasik "pacta sunt servanda" (sözleşmenin bağlayıcılığı) ilkesinin önemli bir istisnasını oluşturur. Bu istisnanın hangi koşullar altında uygulanacağı; uygulamada özellikle 2020 sonrası ekonomik dalgalanmalarla birlikte yoğun tartışma konusu olmuştur.1

Bu çalışma; m. 138'in uygulanma koşullarını sistematize eder, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin son beş yıllık içtihadındaki eğilimi analiz eder ve uyarlama yetkisinin sınırlarını tartışır.

I. m. 138'in Uygulanma Koşulları

A. Öngörülemezlik koşulu

TBK m. 138/1 uyarınca; sözleşme yapıldığı sırada öngörülmesi mümkün olmayan ve borçludan kaynaklanmayan olağanüstü bir hal meydana gelmelidir. "Öngörülemezlik"; objektif bir kıstas üzerinden değerlendirilir. Sözleşmenin kurulduğu sırada makul bir tarafın öngörebileceği riskler; sonradan gerçekleştiğinde m. 138'in uygulanmasını gerektirmez.

B. Sözleşmenin temelinden sarsılması koşulu

Olağanüstü hal; tarafların sözleşmeyi yaparken dayandıkları temel varsayımları sarsmalıdır. Salt zorluk artışı yeterli değildir; varsayımsal temelin köklü biçimde değişmesi gerekir.2

C. Dürüstlük kuralına aykırılık koşulu

Borçludan eski koşullara göre ediminin ifa edilmesini istemenin, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı olması gerekir. Bu koşul; m. 138'in salt bir mali yardım aracı olarak kullanılmasını engeller.

D. Borçlunun edimini ifa etmemiş olması

Borçlunun, henüz ediminin ifasını gerçekleştirmemiş olması gerekir. Edim ifa edildikten sonra m. 138 uygulanmaz.

II. Yargıtay 13. HD'nin Son Beş Yıllık Eğilimi

A. Genel yaklaşım

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi; m. 138'i son derece dar yorumlama eğilimindedir. Daire; klasik "pacta sunt servanda" ilkesinin korunmasını öncelikli hedef olarak görür ve m. 138'i ancak ekstrem hallerde uygulamaktadır.3

"Aşırı edim güçlüğü; klasik sözleşme bağlılığının istisnasıdır. Bu istisnanın geniş yorumla uygulanması; sözleşme dengesini, müzakere özgürlüğünü ve ekonomik öngörülebilirliği zedeler. Bu nedenle uygulama, sıkı koşullara bağlı olmalıdır."

— Yargıtay 13. HD, E. 2022/8421, K. 2023/4502, T. 18.05.2023.

B. Döviz kuru artışı davaları

2020 sonrasında TL'nin USD karşısında değer kaybetmesiyle birlikte; uzun vadeli döviz cinsinden sözleşmelerde m. 138 talepleri yoğunlaşmıştır. Daire; döviz kuru artışını "öngörülebilir bir risk" olarak değerlendirme eğilimindedir.

C. Pandemi davaları

COVID-19 salgını; m. 138'in "öngörülemezlik" koşulu açısından klasik bir örnek olarak değerlendirilmiştir. Ancak Daire; pandeminin somut sözleşmeye etkisinin de kanıtlanmasını talep etmektedir.

III. Uyarlama Yetkisi ve Sınırları

A. Hâkimin müdahale yetkisi

m. 138/2 uyarınca hâkim; sözleşmeyi yeni koşullara uyarlayabilir veya feshedebilir. Bu müdahale yetkisi; sözleşme özgürlüğüne ciddi bir kısıtlama getirir ve sıkı koşullara bağlanmıştır.

B. Tarafların iradesine müdahalenin sınırı

Hâkim; uyarlama yaparken tarafların iradesine doğrudan müdahale etmemeli; ancak ekonomik dengeyi yeni koşullara uyarlamalıdır. Bu, "minimalist" bir müdahale anlayışını gerektirir.4

IV. Çözüm Önerileri

A. Hesaplama yönteminin standardize edilmesi

m. 138 uygulanması halinde; ekonomik dengenin nasıl hesaplanacağına ilişkin standart bir yöntemin geliştirilmesi gerekmektedir. Net bugünkü değer (NPV) analizi, baz noktasında ekonomik koşullarla karşılaştırma ve duyarlılık analizi bu yöntemde yer almalıdır.

B. Uyarlama / fesih tercihinin kıstasları

Hâkimin uyarlama mı yoksa fesih mi tercih edeceği konusunda da kıstasların belirlenmesi gerekir. Sözleşmenin uzun vadeli niteliği, taraflar arasındaki güç asimetrisi ve ekonomik makul beklentilerin sürdürülebilirliği bu kıstaslarda yer alabilir.

Sonuç

TBK m. 138; klasik "pacta sunt servanda" ilkesinin önemli ancak dar bir istisnası olarak uygulanmalıdır. Yargıtay 13. HD'nin son beş yıllık eğilimi; bu doktriner yaklaşımı destekler nitelikte olmakla birlikte, uyarlama yetkisinin operasyonel çerçevesinin geliştirilmesi gerekmektedir. Hesaplama yönteminin standardize edilmesi ve uyarlama / fesih tercih kıstaslarının netleştirilmesi; m. 138 uygulamasının öngörülebilirliğini önemli ölçüde artıracaktır.