Giriş

Aydınlatılmış onam (informed consent), modern tıp etiğinin ve tıp hukukunun temel direklerinden biridir. Hekimin hastayı tıbbi müdahalenin riskleri, alternatifleri ve sonuçları hakkında yeterli ölçüde bilgilendirmesi; hastanın ise bu bilgi temelinde özgürce karar vermesi; aydınlatılmış onam doktrininin özünü oluşturur. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 49 vd. çerçevesinde hekimin sorumluluğu değerlendirildiğinde, aydınlatılmış onamın sağlanmamış olması kusur unsurunu etkiler.1

Bu çalışma; Yargıtay 13. HD'nin son beş yıllık içtihadında ispat yükünün hekime kaydırılması yönündeki eğilimi sistematize eder, Alman ve Fransız hukukundaki çözümlerle karşılaştırma yapar ve Türk hukuku için "kademeli ispat yükü" modeli önerir.

I. Aydınlatılmış Onam Doktrininin Yapısı

A. Aydınlatma yükümlülüğünün kapsamı

Aydınlatma yükümlülüğü; hekimin hastaya tıbbi müdahalenin (i) niteliği, (ii) zorunluluğu, (iii) riskleri, (iv) alternatifleri ve (v) müdahale yapılmadığı takdirde doğacak sonuçlar hakkında yeterli ölçüde bilgi vermesini gerektirir. Yeterli ölçü; ortalama bir hastanın somut müdahaleye ilişkin makul karar verebilmesi için gerek duyduğu bilgi düzeyidir.2

B. Onamın özgürce verilmesi şartı

Hastanın onamı; baskı, zorlama veya yanılgı altında alınmamalıdır. Acil durumlarda, hastanın bilinçli karar veremeyeceği hallerde, "varsayımsal onam" kavramı devreye girer ve hekimin yakınlarından onam alması veya tek başına müdahaleye karar vermesi mümkün olabilir.

C. Aydınlatılmış onamın belge ile alınması

Aydınlatma belgesinin sadece imza ile alınması; modern tıp hukukunun bakış açısıyla yeterli değildir. Bilgilendirmenin somut olarak yapıldığının, hastanın anlaması için makul süre tanındığının ve sorularının cevaplandığının da belgelenmesi gerekir.

II. İspat Yükünün Dağılımı Sorunu

A. Klasik kural

Türk Borçlar Kanunu m. 49 çerçevesinde haksız fiil sorumluluğunda klasik kural; davacının (hastanın) kusuru, hukuka aykırılığı, zararı ve illiyet bağını ispat etmek zorunda olmasıdır. Aydınlatılmış onamın olmaması da bu çerçevede bir kusur unsuru olarak değerlendirilir.

B. Aydınlatma yükümlülüğünün niteliği

Doktrindeki gelişen görüş; aydınlatma yükümlülüğünün "negatif edim" değil, "pozitif edim" olduğu yönündedir. Pozitif edimde olan tarafın, ediminin yerine getirildiğini ispat etmesi kural olur. Bu yaklaşım; ispat yükünün hekime kaydırılmasını destekler.3

C. Yargıtay 13. HD'nin eğilimi

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin son beş yıllık içtihadı; ispat yükünün hekime kaydırılması yönünde belirgin bir eğilim göstermektedir. Daire; aydınlatma belgesinin varlığının yeterli olmadığını, bilgilendirmenin somut içeriğinin de ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır.

"Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği iddiasını ispat etmek; bu yükümlülüğü taşıyan hekime düşer. Hastanın salt imzasına dayanılarak; aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği sonucuna varılamaz."

— Yargıtay 13. HD, E. 2023/4521, K. 2024/2785, T. 18.05.2024.

III. Mukayeseli Hukuk Perspektifi

A. Alman hukuku

Alman Federal Yüksek Mahkemesi'nin (BGH) yerleşik içtihadına göre; aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükü hekime aittir. Bu yaklaşım; Alman Medeni Kanunu (BGB) m. 280 ve 630h hükümlerinde de yasal temelini bulmaktadır.4

B. Fransız hukuku

Fransız Yargıtayı (Cour de cassation) 1997 yılındaki Hédreul kararıyla, aydınlatma yükümlülüğünün ispatının hekime ait olduğunu açıkça kabul etmiştir. Bu içtihat, sonraki kararlarla genişletilmiştir.

IV. "Kademeli İspat Yükü" Modeli Önerisi

Türk hukuku için aşağıdaki kademeli ispat yükü modeli önerilmektedir:

  1. İlk kademe — Davacı: Hasta, müdahaleden zarar gördüğünü ve aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiğini iddia etmesi yeterlidir.
  2. İkinci kademe — Hekim: Hekim, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmek zorundadır. Bu ispat; salt imzalı belge ile sınırlı olmamalı; bilgilendirmenin içeriğinin somutlaştırılması gerekir.
  3. Üçüncü kademe — Davacı: Hekim ispatını sunmuşsa, hasta aydınlatmanın yeterli olmadığını veya bilgi sahibi olsaydı müdahaleye onam vermeyeceğini ispat etmek zorundadır.

Bu üç kademeli model; hem hasta korumasını hem de hekimin haksız iddialara karşı korunmasını dengeli biçimde sağlar.

Sonuç

Aydınlatılmış onam doktrini; modern tıp hukukunun temelidir. Yargıtay 13. HD'nin son beş yıllık içtihadı; ispat yükünün hekime kaydırılması yönünde belirgin bir eğilim göstermekte ve uluslararası gelişmelerle uyumlu bir doktriner zemin oluşturmaktadır. Önerilen "kademeli ispat yükü" modeli; hem hasta hem de hekim için adil bir çerçeve sunar. Aydınlatma belgesinin salt imza ile alınması, modern tıp hukukunun standartlarına yetersizdir; somut bilgilendirmenin belgelendirilmesi zorunluluğu artık doktrinin yerleşik bir kuralı olarak değerlendirilmelidir.